Petrol değil, arz krizi! Küresel sistem sallanıyor
Hürriyet.com yazarı Sefer Levent’in köşe yazısında dikkat çektiği küresel enerji krizi, yalnızca petrol fiyatları üzerinden değil, tedarik zincirleri ve üretim süreçleri üzerinden dünya ekonomisini tehdit eden çok daha büyük bir risk olarak öne çıkıyor.
Enerji piyasalarındaki gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, petrol fiyatlarının artıp azalmasından ziyade, savaş nedeniyle devre dışı kalan üretim ve rafineri tesislerinin küresel ekonomi için asıl tehdit olduğunu vurguluyor.
Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Genel Müdürü Nilay Tatlısöz’e göre, yaşanan gelişmeler yalnızca enerji maliyetlerini değil, tüm sektörlerin üretim dengelerini doğrudan etkiliyor.
Arz-talep dengesindeki bozulma, fiyatlar düşse bile maliyetlerin yüksek kalmasına neden olabilir.
Bangladeş, Filipinler ve Sri Lanka gibi ülkelerde başlayan dizel kıtlığı, küresel ölçekte hissedilebilecek bir krizin ilk sinyalleri olarak görülüyor.
Bu ülkelerde enerji ve döviz bağımlılığı yüksek seviyede bulunuyor. İhracat gelirlerinin sınırlı olması, turizmde yaşanan zayıflık ve yüksek cari açıklar, bu ekonomileri dış şoklara karşı kırılgan hale getiriyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler sonrası petrol akışının aksaması, bu ülkelerin uygun maliyetli yakıta erişimini zorlaştırdı. Alternatif kaynak bulamayan ülkelerde yakıt kıtlığı baş gösterdi.
Enerji maliyetlerindeki artış, üretim ve lojistik süreçlerini doğrudan etkiliyor. Fabrikaların yavaşlaması, taşımacılıkta yaşanan aksaklıklar ve maliyet artışları, enflasyonun hızla yükselmesine neden oluyor.
Bu durum, ihracatın azalmasıyla birlikte döviz gelirlerinin daha da düşmesine yol açıyor. Sonuç olarak ülkeler, daha az döviz – daha az enerji – daha düşük üretim sarmalına giriyor.
Söz konusu ülkeler yalnızca kendi ekonomileri açısından değil, küresel üretim zinciri içinde oynadıkları rol nedeniyle de kritik öneme sahip. Özellikle tekstil, elektronik ve gıda sektörlerinde önemli üretim merkezleri olan bu ülkelerde yaşanacak aksaklıklar, Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda arz sıkıntısı ve fiyat artışlarını tetikleyebilir.
Enerji krizine karşı ülkeler peş peşe önlemler devreye alıyor:
*Bangladeş: Enerji tasarrufu zorunlu hale getirildi, kamu kurumlarında tüketim kısıtlandı, sanayi üretimi sınırlandı.
*Filipinler: Ulusal enerji acil durumu ilan edildi, alternatif petrol tedariki için yeni anlaşmalar gündeme geldi.
*Sri Lanka: Yakıt kotası uygulanmaya başlandı, tüketim kısıldı ve fiyatlar artırıldı.
Enerji krizinin yalnızca küçük ekonomilerle sınırlı kalmayabileceği, büyük Asya ekonomilerine de sıçrayabileceği belirtiliyor.
*Çin günlük yaklaşık 10 milyon varil petrol ithal ederken, bunun önemli kısmı Körfez ülkeleri üzerinden geliyor.
*Hindistan petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 65’ini Hürmüz üzerinden karşılıyor.
*Japonya ve Güney Kore ise yüzde 80’e varan oranlarda dışa bağımlı durumda.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli bir kesinti, bu ekonomilerde büyümenin yavaşlamasına ve küresel maliyetlerin artmasına neden olabilir.
Uzmanlara göre enerji ve döviz bağımlılığı yüksek olan ülkelerde başlayan krizler, domino etkisiyle küresel ekonomiye yayılma potansiyeli taşıyor.
Yerel gibi görünen bu gelişmeler, aslında dünya genelinde üretim, ticaret ve fiyat dengelerini etkileyebilecek büyük bir kırılganlığın işareti olarak değerlendiriliyor.





